Suriye'de Değişen Dengeler ve ABD'nin Pragmatik Politikası
Suriye’de yıllardır süren iç savaşın ardından ortaya çıkan yeni siyasi ve askeri dinamikler, Amerika Birleşik Devletleri’ni, YPG ile arasındaki ittifakı yeniden değerlendirme noktasına getirdi. Son dönemde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamaları, Washington’ın YPG politikasında yeni bir dönüşüm yaşadığını net olarak gösteriyor.
Bu makalede, Suriye’deki güç dengelerini, ABD’nin bölgeye yönelik değişen yaklaşımını, YPG/SDG’nin konumunu ve Türkiye ile Şam’ın bu denklemdeki rollerini tarafsız ve objektif bir şekilde inceleyeceğiz.
Arka Plan: Ortaklığın Yükselişi ve Çöküşü

Suriye iç savaşının 2011’de başlamasıyla ülke hızla çok aktörlü bir çatışma alanına dönüştü. Rejim karşıtı muhalif grupların yanı sıra ortaya çıkan DEAŞ tehdidi, uluslararası toplumun dikkatini bu coğrafyaya çekti. Kürtler, kendi savunma birimleri olarak YPG’yi örgütledi. 2014 sonrası DEAŞ tehdidi büyüdüğünde, ABD, DEAŞ’la mücadelede YPG ile yakın bir işbirliğine girdi. ABD öncülüğündeki Koalisyon güçleri, YPG’yi Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla çatısı altında toplayarak ekipman, silah ve hava desteği sağladı. Koalisyon güçlerinin desteğiyle DEAŞ’a karşı başarılı operasyonlar yürüten YPG, Esad rejimiyle doğrudan bir çatışmaya girmedi. Bu da, Suriye’deki iç savaşın sadece bir terörle mücadele değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası güçlerin jeopolitik çıkarlarının da bir yansıması olduğunu net olarak gösteriyordu.
DEAŞ’ın fiilen yenilgiye uğratıldığı 2019 yılı ve sonrası, YPG, kuzeydoğuda fiili bir özerk yönetim kurdu ancak uluslararası tanınırlığı elde edemedi. Bu durum, Türkiye için uzun yıllar boyunca bir endişe kaynağı olarak varlık gösterdi. Ankara, YPG’yi PKK’nın Suriye kolu ve dolayısıyla bir terör örgütü olarak görürken, ABD’nin bu gruba verdiği destek ikili ilişkilerde zaman zaman ciddi gerilimlere yol açtı.
Suriye: Yeni Hükümet ve Entegrasyon Süreci

DEAŞ’ın askeri yenilgisi ve Suriye iç savaşının genel seyrinin değişmesiyle birlikte, yeni Hükümet yönetimi ülkenin kontrolünü ve istikrarını yeniden sağlamaya çalışıyor. Şam’ın temel amacı, tüm Suriye topraklarında merkezi otoriteyi tesis etmek ve ülkenin toprak bütünlüğünü her şeyin üzerinde tutarak bu bölgeleri kendi kontrolü altında birleştirmek.
Mart 2025’te Şam ile YPG arasında imzalanan “güven ve entegrasyon” anlaşması, sınır kapıları, petrol sahaları ve DEAŞ cezaevlerinin devrini öngörüyordu. Ancak Haziran 2025 itibarıyla altı ayı aşkın görüşmelere rağmen tartışmalar özerklik ve federasyon talepleri yüzünden tıkanmış durumda. YPG, kendine has güvenlik birimlerini muhafaza etmek isterken, Şam tek merkezli bir yapıdan yana. Bu tıkanıklığın temel nedeni, YPG’nin Suriye’nin üniter yapısıyla çelişen ve merkezi otorite tarafından kabul edilemez bulunan özerklik ve federasyon talepleri. ABD, YPG’yi Suriye hükümetine entegre etmeye çalışsa da, YPG’nin bu talepleri müzakereleri çıkmaza soktu.
Türkiye: Ulusal Güvenlik Önceliği

Türkiye için YPG, Türk ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak görülüyor. Ankara, sınırlarında bir PKK uzantısının özerk yapı kurmasına asla izin vermeyeceğini defalarca kez vurguladı. ABD’nin YPG’ye verdiği destek, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde sürekli bir gerilim noktasıydı. ABD’nin YPG’ye yönelik söylemlerinin değişmesi ve Şam ile anlaşmaya zorlaması, Türkiye’nin pozisyonunu bir nebze olsun rahatlatıyor.
ABD: Strateji Değişikliğinin Eşiğinde
ABD’nin Suriye’deki politikası, DEAŞ’ın yenilgisi ve Rejim’in çöküşüyle birlikte önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Artık “DEAŞ’la mücadele” argümanı eskisi kadar güçlü değil ve bu da YPG/SDG’ye verilen desteğin gerekçesini zayıflatıyor. ABD, bölgedeki uzun vadeli çıkarları ve özellikle Türkiye ile Yeni Suriye Hükümeti ile ilişkileri de göz önünde bulundurarak, YPG/SDG’nin Şam yönetimiyle bir anlaşmaya varmasını, Suriye’nin geleceğine entegre olmasını istiyor. Bu değişimin en net sinyalleri, ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın son dönemdeki açıklamalarında kendini gösterdi.
Tom Barrack’ın Açıklamaları:
- “SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok.”
- “SDG dediğiniz, YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir.”
- “Amerikalılar arasında şöyle bir duygu var: ‘SDG ile ortaktık, onlara borçluyuz.’ Asıl mesele şu: Biz onlara ne borçluyuz? Onlara, bir devlet içinde bağımsız bir hükümet kurmaya borçlu değiliz. Onlara, makul bir şekilde yeni bir yönetime geçiş sürecinde bir yol sunma borcumuz var.”
- “Ayrı ayrı Dürzi güçleri Dürzi gibi giyinip, Alevi güçleri Alevi gibi giyinip, Kürt güçleri Kürt gibi giyinip böyle devam eden bir yapı olmaz. Tek bir yapı olacak.”
- “Artık Şam ile anlaşma yapma zamanı.”
- “Eğer anlaşamazsanız, sonsuza kadar dadılığınızı yapmayacağız.”
- “Özgür Kürdistan olmayacak.”
- “Özgür SDG devleti olmayacak.”
- “Ama siz makul olmazsanız, başka bir alternatif gündeme gelir.”

Bu ifadeler, YPG medyasında doğal olarak büyük tepkiyle karşılandı. Zira, Kürtler ABD’nin kendilerine “sırt çevirdiğini” düşünmeye başladılar. Tom Barrack’ın açıklamaları, ABD’nin Suriye politikasında önemli bir kırılma noktasını temsil ediyor.
ABD’nin bu strateji değişikliğinin bir başka önemli boyutu da, Suriye’deki askeri varlığını azaltma yönündeki adımları. Amerika, bölgedeki asker sayısını 2.000’den 1.000’in altına düşürmeyi planlıyor ve üç üsten yalnızca birini aktif tutmayı hedefliyor. Bu durum, ABD’nin Suriye’deki ayak izini küçültme ve sorumluluğu yavaş yavaş Şam’a devretme niyetinin açık bir göstergesi. Bu bağlamda, DEAŞ kamplarının da Suriye hükümetine devredilmesi gerektiği yönündeki beklentiler, ABD’nin Suriye’den çıkış stratejisinin önemli bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Hol ve Roj gibi tehlikeli DEAŞ kamplarındaki yabancı terörist savaşçıların ve ailelerinin akıbeti, Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesiyle uluslararası bir sorumluluk haline gelecek ve bu kampların içerdiği güvenlik ve insani tehditlerin yönetimi Şam’ın omuzlarına yüklenecek.
Amerika Dış Politikasının “Pragmatik” Yüzü
Önümüzdeki dönemde, YPG/SDG’nin Şam ile müzakerelerdeki tutumu, Suriye’nin geleceğini şekillendirecek en önemli faktörlerden biri olacak. ABD’nin asker sayısını azaltma planları ve DEAŞ kamplarının Suriye hükümetine devredilmesi talebi, YPG/SDG üzerindeki baskıyı artırıyor. ABD’nin baskısı ve Şam’ın kararlılığı göz önüne alındığında, YPG/SDG’nin özerklik taleplerinden önemli ölçüde taviz vermesi ve Suriye’nin genel idari yapısına entegre olmaktan başka çaresi olmadığını gösteriyor. Eğer YPG/SDG bu entegrasyon sürecine direnirse, ABD’nin Şam hükümetinin kısıtlı bir operasyon başlatmasına yeşil ışık yakması da olası senaryolar arasında yer alıyor. Bu süreç, hem bölgesel istikrar hem de Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından kritik sonuçlar doğuracaktır.

“It may be dangerous to be America’s enemy, but to be America’s friend is fatal.” - Henry Kissinger
Kategori:
Etiketler:
İlginizi Çekebilir
Kafkasya'da Hızla Artan Gerginlik ve Perde Arkası
Kafkasyadaki son durum ve hızla artmaya devam eden gerginlik üzerine...
Orta Doğu’nun Kapalı Kutusu: Dürziler
Dürziler kendilerini “Muvahhidûn” (birleştiriciler) olarak adlandırır ve Ehl-i Sünnet’in dışladığı bir grup olarak görülürler. Suriye ve Lübnanda aşırı Sünni çoğunluk onları İslam dışı (kafir) görmektedir.
FCAS Projesinde Fransa Krizi
Avrupa'nın yeni nesil savaş uçağı projesi olan FCAS, Fransa sanayisinin liderlik talepleri nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya.